Genel

Ermenilerin Bağımsızlık Süreci – I

Пример HTML-страницы
Abone Ol 

 Osmanlı tarihinde Ermeni problemi önemli bir yer tutmaktadır. Gerek Osmanlı’nın yıkılmasındaki etkileri ile gerek günümüzde her yıl gündeme gelen sözde soykırım meselesinden dolayı Ermenilerin Osmanlı’daki rolünü bilmek oldukça önemlidir.

Пример HTML-страницы
Пример HTML-страницы

Problemin Ortaya Çıkışı

Osmanlı’da Ermeni probleminin ortaya çıkışı 19. yüzyılın ikinci çeyreğine dayanmaktadır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı yani 93 Harbi olarak da bilinen savaşta Osmanlı Devleti büyük bir yenilgi almış hatta Ruslar İstanbul’un eşiğine kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti’nin varlığını tehdit etmiştir. Osmanlı Devleti de nihayetinde çok ağır maddeler içeren Ayastefanos Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupalı ülkeler bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmayınca bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve Osmanlı için etkileri daha ağır olan Berlin Antlaşması (1878) imzalanmıştır.

93 Harbi ile birlikte Anadolu üzerindeki planlarını gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşan Ruslar savaştan sonra özellikle Ermeniler üzerine yoğunlaşmıştır. Savaşın ardından Elviye-i Selase’yi (Kars, Ardahan, Batum) ele geçirmeleriyle birlikte amaçlarına ulaşabileceklerini düşünen Ruslar, Anadolu’nun kapısı olarak bilinen Kars yoluyla bütün Ermenileri kışkırtmış ve Ermenileri amaçlarına giden yolda mihenk taşı olarak görmüştür. 1. Dünya Savaşı’nda ise yine Rusların etkisiyle Ermeni Sorunu uluslararası bir boyut kazanmıştır.

Problemin Uluslararası Boyut Kazanması

Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesi ve Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinde Ermeniler ile alakalı birtakım düzenlemeler vardı. Ayastefanos Antlaşması’ndaki düzenlemeye göre Osmanlı Devleti Ermenilerin meskun olduğu yerlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği düzenlemeleri, ıslahatları yapacaktı. Ayrıca Ermenileri Kürtlerin ve Çerkezlerin saldırılarına karşı da koruyacaktı. Berlin Antlaşması’ndaki düzenlemeye göre ise Ayastefanos Antlaşması’ndaki ıslahatları yapmanın yanında bu yaptığı ıslahatlar konusunda antlaşmayı imzalayan Avrupalı devletlere bilgi vermek zorundaydı. Dolayısıyla Berlin Antlaşması’nı imzalayan bütün Avrupalı devletler adeta Ermenilerin koruyucusu haline gelmiştir.

Bağımsızlık Fikri Ermeniler Arasında Nasıl Yayıldı?

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslim gruplarla ilgili olarak ”Millet Sistemi” denilen bir yapı oluşturulmuştur. Bu yapı çerçevesinde farklı etnik gruplar kendi özelliklerini (dinlerini, dillerini, kültürlerini) koruyabilmişlerdir. Enteresan olan nokta ise bu millet sistemi içerisinde aslında Türklere en fazla benzeyen grubun Ermeniler olduğu söylenir. Hatta Ermeniler Millet-i Sadıka (Sadık Millet) olarak adlandırılmıştır. Öyle ki Osmanlı Devleti’ni ziyaret eden yabancıların bir kısmı kültürleri, örfleri, adetlerinin benzemesinden ötürü Ermenilerin Hristiyan Türkler olduğunu bile ifade etmişlerdir. Binaenaleyh herhangi bir sorun olmadan uzun süre yaşamışlardır.

Osmanlı Devleti’ndeki Ermeniler milliyetçilik akımından etkilenmeye başlamakla birlikte aslında uzun bir süre bağımsız bir devlet fikrine karşı çıkmışlardır. Özellikle bürokrasi içindeki Ermeniler ve sarraflıkla, kuyumculukla çok zenginleşmiş olan Ermeniler bağımsız bir Ermenistan Devleti fikrine karşı çıkmışlar ve İngiltere’nin, Rusya’nın bu konudaki teşviklerinden uzak durmuşlardır.

Osmanlı’da birtakım ayrılıkçı hareketler, isyanlar, tedhiş eylemleri başladığı zaman bahsettiğimiz Ermeni gruplar uzunca bir süre bu eylemlere destek vermemişler, söz edeceğimiz eylemlere, olaylara başta Rusya ve Avrupa ülkeleri olmak üzere hep dışarıdan militanların getirildiğini görüyoruz. Ülke içinden uzunca bir süre destek alamamaları, özellikle üst düzey Ermenilerden destek alamamaları enteresandır.

Ayrılıkçı Amaçla Ortaya Çıkan Örgütler

Osmanlı Devleti’nde Ermenilerin ayaklanmaları başlamadan önce bazı örgütlerin kurulduğunu görüyoruz. Bu anlamda karşımıza üç tane örgüt çıkıyor: 1885 yılında kurulan Armenakan Örgütü, 1887 yılında kurulan Hınçak Örgütü ve 1890 yılında kurulan Taşnak-Sütyun Örgütü. Yine enteresan olan bir nokta, bu örgütler kurulduğu zaman ülke içinden henüz destek yoktur çünkü ülkede böyle bir zemin daha oluşmamış bu sebeple örgütler yurt dışında kurulmuştur.

Bu örgütlerin nerede kurulduğuna baktığımızda; Armenakan Örgütü’nün Marsilya’da, Hınçak Örgütü’nün Cenevre’de, Taşnak-Sütyun’un ise Tiflis’te kurulduğunu görmekteyiz. Görüldüğü gibi örgütlerin hepsi yurt dışında kurulmuştur. Bu örgütlerden Hınçak sosyalist bir ideolojiye sahip olup silah kullanmayı ve tedhiş yöntemlerini kullanmayı uygun bulmuş ve ileride bağımsız bir Ermenistan Devleti’nin kurulmasını ön görmüştür. Diğer örgütler de yine benzer amaçlarla kurulmuştur.

Ortaya Çıkan İlk Olaylar

Ermeni ayaklanmaları Zeytun gibi Ermeni nüfusunun Müslüman Türklerden fazla olduğu birkaç istisnai yerde ortaya çıkmıştır. Perdeyi açan ilk olay Erzurum’da 1890 yılındaki ayaklanmadır. Bu ayaklanma ile birlikte sahneye Hınçak Örgütü’nün çıktığını görüyoruz. Fakat bu ayaklanmayı yeterli görmemişler Avrupalı devletlerin dikkatlerini çekmek istemişlerdir. Dolayısıyla bu ayaklanmalara paralel olarak İstanbul’da birtakım önemli olaylara imza atmışlardır. Bu olaylarda aslında hem seslerini duyurmak istemişler hem de Osmanlı yönetimini tahrik etmeye çalışmışlardır. Bundan dolayı Osmanlı Devleti’nin silahlı müdahalede bulunması ve çok sayıda Ermeni’nin hayatını kaybetmesi izlenimini vererek Avrupalı devletlerin desteğini almaya çalışmışlardır. 

1890 yılı, Erzurum ayaklanmasının olduğu yıl, İstanbul’da da önemli bir olayın gerçekleştiğini görüyoruz, Kumkapı Olayı olarak bilinen bu olayı Hınçak organize etmiş ve İstanbul’da da perdeyi açmıştır.

Kumkapı Gösterisi

Dönemin Ermeni Patriği Aşıkyan pazar günü bir ayin yapacaktır. Bu pazar ayinine başladığı sırada yurt dışından gelen ve başlarında Harutün Cangülyan‘ın bulunduğu Hınçak mensupları bu ayini basmıştır. Bu kişiler Aşıkyan‘ı zorla çıkartmışlardır. Şu da dikkat çekicidir, Ermeni Patriği olayın içinde değil, olaydan haberdar değil ve destek vermiyor. Yani kaçmaya çalışmış fakat onu alıp bir arabaya bindirmişler ve eline de bir metin vermişlerdir. Aşıkyan‘ı Bab-ı Ali’ye götürmeyi ve ondan orada bu metni okumasını istemişlerdir.

Bu sırada olay haber alınınca yolda Osmanlı askerleri müdahalede bulunmuş ve bu sırada eylemcilerden de askerlerden de hayatını kaybedenler olmuştur. Fakat yaşanan bu olay Batı’da çok sayıda Ermeni’nin hayatını kaybettiği şeklinde yer almıştır. Nihayetinde bu ilk kez İstanbul’da gerçekleşen ve seslerini duyurdukları bir eylem olmuştur. Bu eyleme katılanlardan hayatta kalanlar yakalanmıştır. Fakat bundan sonraki olayların kapısını açacak bir şey yapılmıştır. Osmanlı Devleti Batılı ülkelerin özellikle İngiltere ve Rusya’nın baskıları sebebiyle ölüm ceza da dahil olmak üzere bütün cezalarını affetmiş ve serbest bırakmıştır. Bu durum daha sonra benzer eylemleri gerçekleştirecek olanlara cesaret vermiştir.

Genel Bakış

Bu ayaklanmalardan sonra da biz ülkenin farklı yerlerinde ayaklanmaların çıktığını görüyoruz. Büyük ayaklanmalar Zeytun’da iki kere çıkmış, biri 19. yüzyılda biri 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Sason yani Bitlis’te de iki kere ayaklanma çıkmış, bunun dışında Adana’da, Van’da, Merzifon’da, Amasya’da, Çorum’da, Kayseri’de Ermeni nüfusun belli bir yoğunlukta olduğu yerlerde ayaklanmalar olduğunu görmekteyiz ve bu çatışmalarda Ermenilerden de hayatını kaybedenler olmuş, Osmanlı tarafından da hayatını kaybedenler olmuştur. Bunlara eş zamanlı, paralel olarak İstanbul’da da önemli olaylar devam etmiştir. Bu olaylar da yine Batılı devletlere seslerini duyurmak amacıyla düzenlenen Bab-ı Ali Yürüyüşü, Banka Vakası ve Sultan Abdülhamit’e Suikast Girişimi gibi eylemler olacaktır.

Abone Ol 
Başa dön tuşu
×

Hello!

Click one of our contacts below to chat on WhatsApp

× Size nasıl yardımcı olabilirim ?
%d blogcu bunu beğendi: