John Rawls, Sandel ve Siyasal Adalet - Kadir KÜÇÜK
AudioJungleEducationFoodGalleryGenelNewPopularSocialTechnologyUncategorizedVideoYoutube

John Rawls, Sandel ve Siyasal Adalet

Abone Ol 

Rawls, siyasal adaleti meşruiyetin temeli olarak görür ve temellendirdiği siyasal
adaletin gerçekleştirilmesinin meşruiyetini üç temel kavram çerçevesine ortaya koyar:
Başlangıç durumu, örtüşen uzlaşma ve kamusal akıl. Rawls’ın siyasal adalet anlayışı,
toplumsal sözleşmenin genelleştirilerek toplumsal sorunlara çözüm arayışına ve bunun zemini olarak uzlaşıma yöneliktir. Rawls’ın teorisinde örtüşen anlaşmaya orijinal pozisyon aracılığıyla ulaşılmaktadır. Bireylerin orijinal pozisyonun altında yatan temel tez, tarafların gerçek dünyadaki bir takım avantajlardan ve dezavantajlardan soyutlanarak, adil toplumun temel yapısını oluşturacak bir anlaşmaya varmalarının mümkün olduğu durumdur.


Bilgisizlik Peçesi: Rawls’ın kuramlarında yer alan özne, eşit ve özgür yurttaştır. Bu kavram, hem adalet teorisini hem de siyasal liberalizmin kurucu unsurudur. Rawls’ın yurttaş kavramsallaştırması, moral bir bireyin anlayışına dayanır. Her bireyin kendi amaçları, çıkarları vardır. Bireyin kamusal işlev gören kamusal aklın temsilcisi olması için öncelikle birincil iyiler konusunda belli bir doyuma ulaşmış olması gerekir. Yurttaşlar kamusal aklın temsilcisi olarak kendi özel çıkarlarını bilmedikleri bir başlangıç durumunda, çıkarlarının ne olabileceğini tanımlarken diğer bütün yurttaşların da çıkarlarını tanımlamış olurlar. Bir bilgisizlik peçesiyle sarmalanmış yurttaşlar olarak bu başlangıç durumunda, kendi kişisel çıkarlarından uzaklaşarak, bireylerin temel çıkarlarının savunucusu olurlar. Bu kişilere nasıl bir toplumda yaşamak istedikleri sorulduğunda adaletin, eşitlik ve fark ilkelerini ortaya koyup kabul edeceklerdir. Bu kişiler akıl ve yetileri nedeniyle özgür ve eşittirler. Ahlaki ve akli yetilerinin var olması demek; öncelikle makul olmak demektir. Bir başka deyişle siyasal adaleti anlayıp, uygulama ve buna uygun hareket edebilme kapasitesine sahip olmak demektir. Makul kişi kendi hareketlerinin sonucunu hesap edebilen, diğerlerinin iyiliğini de
gözetebilen, kendini başakları için feda etmeyen, fakat bencilde olmayan rasyonel kişidir. Rawls, hakkaniyet olarak adalet tezinde bilgisizlik peçesinin yol açacağı bir başka sorunu da kendisi açıklayarak bu zorluğu birincil değerler listesi ile çözme girişiminde bulunur. Sorun, bilgisizlik peçesi aracılığıyla konulan sınırlama, aslında gömülü olarak tarafların
müzakerelerinde yol göstermek üzere üç üst düzey menfaate sahip olunmasını olanaklı
kılacağı hususudur. Burada tarafların adalet hissi ile alternatifler arasından temsil ettikleri kişilerin belirli menfaatlerini koruyacak daha iyi düzenlenmiş belli ilkeler üzerinde nasıl anlaşmaya varacakları sorunudur. Burada devreye güvence altına alınmış olan birincil değerler girecektir. Bu noktada vatandaşları temsil eden rasyonel makul öznelerin, temsil ettikleri kişilerin üst düzey menfaatlerini güvenceye alacak olan adalet ilkelerinin seçiminde, birincil değerleri kullanacak kadar rasyonel ve adalet ilkeleri konusunda anlaşmaya varacak kadar ahlaki yeteneklerinin tam olarak geliştirmelerini ve kullanmalarını sağlayacak şekilde, belirli bir iyi anlayışı takip etmelerini olanak verecek toplumsal arka planın ve iki ahlaki yeteneğin tam olduğunu varsayılır.


Sandel’in Eleştirileri: Sandel, Rawls’ın başlangıç durumundaki soyut özne anlayışını
Kant’ın öne sürdüğü epistemoloji ve pratik özne kavramından hareket ederek aşkın özne
olarak niteler. Bu nitelemenin devamında da başlangıç noktasını, yalnızca bakarak ya da iç- gözlem yaparak kendi hakkımda bilinebilecek her şeyi bilemeyeceğim düşüncesi olarak nitelendirir.

Sandel, Rawls’ın başlangıç durumundaki soyut özne anlayışını Kant’ın öne sürdüğü
epistemoloji ve pratik özne kavramından hareket ederek aşkın özne olarak niteler. Bu
nitelemenin devamında da başlangıç noktasını, yalnızca bakarak ya da iç-gözlem yaparak
kendi hakkımda bilinebilecek her şeyi bilemeyeceğim düşüncesi olarak nitelendirir. Sandel, başlangıç durumunu, Rawls’ın Kant’a bir yanıtı olarak değerlendirir. Saf aklın temsil ettiği rotaya alternatif bir rota ve karmaşıklıklar içeren bir çözümleme olarak görür. Cehalet peçesini, tarafların toplumdaki konumları, ırkları, cinsiyetleri ya da sınıfları, malları, mülkleri ya da servetleri, zekaları, güçleri ya da diğer doğal olarak verili değerlerine ilişkin her türlü bilgiden yoksun olduklarının varsayıldığı bir durum olarak tasvir eder. Sandel bilgisizlik peçesini, hatta aynı zamanda bu tafraların ne yarar kavrayışına ne de değerler hakkında bir bilgiye yeteneğe sahip olmadıklarını, hedefleri ya da hayattaki amaçları konusunda da hiçbir bilgiye sahip olmadıkları bir durum olarak açıklar. Ancak tarafların bildikleri bir tek şey olduğunu öne sürer, o da: diğer herkes gibi onların da belirli birincil toplumsal yararlara değer verdikleridir. Sandel, cehalet peçesinin ardında olanların her şeyden önce bir seçim yapmak olduğunu ileri sürer.


John Rawls’ın Sandel’e Yanıtları: Rawls, başlangıç durumunun, bir temsil aracı olarak
görülmesi gerektiğini belirtir. Temsiliyetten ve araçsallıktan koparıldığı zaman adalet
ilkelerinin seçiminde verili olan kapsamlı makul olmayan doktrinlerin etkisi ve tarafların var olan bireysel ve toplumsal etkilerine açık hale geleceğini ileri sürer. Başlangıç ilkelerinin seçiminde normatif tarafsızlığın ve bilgisizliğin bu nedenle çok önemli olduğunu belirtir. Cehalet peçesinin sadece makul olmayan kapsamlı doktrinler için gerektiği kadar kalın olması gerektiğini onun dışında rasyonel olarak üzerinde uzlaşma sağlanacak kadar bilgilerin verilebildiği bir cehalet peçenin öncül olduğunu altını çizer. Rawls’a göre taraflar arasındaki varılan her türlü anlaşma hem bir varsayıma dayalıdır hem de tarihsellik taşımaz bu nedenle de bağlayıcı da değildir. Bu durum üzerinde düşünümsel dengeyle uzlaşmaya varılmış olunan sözleşmeyi veya uzlaşmayı geçersiz kılmayacaktır. Üzerinde anlaşılan temel adalet ilkeleri hakkaniyet olarak adaletin kamusallaşmasına bir öncül dayanak oluşturacaktır.

Rawls; Sandel’in deontolojik yaklaşımını metodolojik olarak kabul eder. Çünkü Rawls, adaleti hakkaniyet esasında toplumsal işbirliğinin temel zemini olarak görür. Özellikle öznenin eleştirisinin toplumdan kopuk ve soyut olması hatta metafizik unsurlar içermesi ile Sandel’in yapmış olduğu eleştiriye cevap olarak, Rawls’ın teorisinde, birey toplumsal işbirliğini siyasal, rasyonel ve makul aktörü olarak önemli bir yer tutar. Rawls’a göre, kaynakların sınırlı olması ve her bireyin gerçekleştirmeye çalışacağı farklı iyi hayat planlarının olması toplumsal işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Rawls, insanların daha az paylaşmak, daha büyük paya sahip olmak istedikleri ve çıkarlarının peşinde koştukları için farklı çıkarların çatışmasıyla karşılaşılacağına işaret eder. Sandel’in, soyut ve aşkın özne bağlamında temel öncüllerde olduğunu ileri sürdüğü metafizik unsurlara yönelik olarak Rawls’ın cevabı, siyasal liberalizmin kendi başına duran bir siyasal adalet anlayışı hedeflemesi nedeniyle siyasal anlayışın kendisi tarafından kastedilen şeyler haricinde belli bir metafizik ay da epistemolojik doktrin önermediğini belirtir.



Yıldrım, İsrafil (2015), Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, sayı:20, s.75-93 (www.flsfdergisi.com)

Abone Ol 

Kadir Küçük

Site Yöneticisi ve Kurucusu I Araştırmacı I Yazar I Şair I Web Site Mimarı

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
×

Hello!

Click one of our contacts below to chat on WhatsApp

× Size nasıl yardımcı olabilirim ?
%d blogcu bunu beğendi: